Türkiye’nin dış dengesi güçleniyor: Cari açık azalıyor

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Türkiye ekonomisinin 2025 yılı itibarıyla dünya genelinde yaşanan ekonomik belirsizliklere rağmen dikkat çekici bir performans sergilediğini vurguladı.

Türkiye’nin dış dengesi güçleniyor: Cari açık azalıyor

Yılmaz, yaptığı açıklamada, küresel ekonomi üzerindeki riskler ve belirsizlikler arttığı bir dönemde Türkiye’nin birçok ülkeye kıyasla olumlu bir ayrışma gösterdiğini belirtti.

Cari açık azalıyor, Türkiye ekonomisi güçleniyor

Bu değerlendirme, Türkiye’nin makroekonomik göstergelerdeki iyileşmeler, finansal istikrar ve ekonomiye duyulan güven açısından kritik bir döneme işaret ediyor.

Cari açık azalıyor, Türkiye ekonomisi güçleniyor

Yılmaz, Türkiye ekonomisinin son dönemdeki performansını değerlendirirken, özellikle “dengeli büyüme kompozisyonu” ifadesine dikkat çekti.

Cari açık azalıyor, Türkiye ekonomisi güçleniyor

Bu kavram, ekonomide yalnızca nicel büyüme hedeflerinin değil, aynı zamanda büyümenin sağlıklı ve sürdürülebilir bileşenler üzerinden gerçekleşmesini ifade ediyor.

Cari açık azalıyor, Türkiye ekonomisi güçleniyor

Türkiye Ekonomisi 2025’te Küresel Eğilimlerden Olumlu Yönlü Ayrışıyor

Yani Türkiye, sadece hızlı büyümeye odaklanmak yerine, büyümenin sektörler ve kaynaklar arasında dengeli bir şekilde dağıldığı bir ekonomik model benimsiyor.

Cari açık azalıyor, Türkiye ekonomisi güçleniyor

Bu yaklaşım, ekonominin kırılganlıklarını azaltırken, uzun vadeli istikrarın sağlanmasına da katkıda bulunuyor.

Cari Açıkta Azalma ve Ekonomik İstikrar

Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nın açıklamalarında öne çıkan bir diğer nokta ise cari açıkta gözlemlenen azalma oldu.

Cari açık, bir ülkenin ithalat ve ihracat dengesi ile finansal transferler arasındaki farkı ifade eder ve yüksek seviyelerde sürdürülemez olabilir.

Türkiye’de son yıllarda uygulanan mali disiplin ve yapısal reformlar, cari açığın kontrol altına alınmasını sağladı.

Bu durum, yalnızca ekonomik göstergelerin iyileşmesini sağlamakla kalmadı, aynı zamanda uluslararası yatırımcıların Türkiye’ye duyduğu güvenin artmasına da yol açtı.

Ekonomik güvenin artışı, doğrudan yatırımların ve dış kaynak girişinin yükselmesine katkıda bulundu. Yılmaz, açıklamasında bu noktayı vurgulayarak, “İyileşen beklentiler ve artan dış kaynak girişi Türkiye ekonomisinin dayanıklılığını güçlendirmiştir” ifadesini kullandı.

Bu bağlamda, Türkiye ekonomisi, sadece iç talep kaynaklı büyüme ile değil, aynı zamanda dış sermaye ve uluslararası yatırımcı ilgisi ile de destekleniyor.

Dış Kaynak Girişi ve Küresel Rekabet

Dış kaynak girişinin artması, Türkiye’nin küresel ekonomiyle entegre bir şekilde büyümesini sağlıyor. Yatırımcılar, istikrarlı makroekonomik göstergeler ve öngörülebilir politikalar ile yönlendirildiklerinde, ekonomiye daha fazla sermaye aktarabiliyor.

Bu durum, yalnızca üretim ve istihdam üzerinde pozitif etki yaratmakla kalmıyor, aynı zamanda finansal piyasalardaki volatiliteyi azaltarak Türkiye’nin uluslararası finansal güvenilirliğini de artırıyor.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Türkiye’nin 2025’teki bu olumlu ayrışmasını değerlendirirken, küresel ekonomik tabloyu da göz önünde bulundurdu.

Dünya genelinde birçok ülke, enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar, enflasyon baskıları, tedarik zincirindeki sorunlar ve jeopolitik riskler gibi faktörler nedeniyle ekonomik büyümede yavaşlama veya istikrarsızlık yaşarken, Türkiye’nin dengeli ve sürdürülebilir büyüme stratejisi, ülkeyi diğerlerinden ayıran bir unsur olarak öne çıkıyor.

Ekonomik Beklentiler ve Reformların Görevi

Yılmaz, açıklamasında Türkiye ekonomisinin performansını değerlendirirken, reform ve politika adımlarının önemine de değindi.

Özellikle finansal sistemin güçlendirilmesi, üretim ve ihracat odaklı politikalar, yatırım ortamının iyileştirilmesi ve makroekonomik disiplinin sağlanması gibi önlemler, 2025 yılı itibarıyla ekonomideki olumlu ayrışmanın temelini oluşturuyor.

Ekonomik beklentilerdeki iyileşme, hem tüketici güvenini hem de iş dünyasının yatırım iştahını artırıyor. Bu durum, ekonominin kendi iç dinamikleri ile büyümesini sağlarken, aynı zamanda dışsal şoklara karşı dayanıklılığını artırıyor.

Türkiye’nin bu süreçte gösterdiği performans, diğer gelişmekte olan ve gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor.

Sektörel Dengeler ve Büyümenin Kalitesi

Türkiye ekonomisindeki dengeli büyüme kompozisyonu, yalnızca makroekonomik göstergelerde değil, sektörler arası dağılımda da kendini gösteriyor.

Sanayi, hizmetler ve tarım sektörlerinde istikrarlı bir büyüme sağlanırken, ekonomik kaynaklar etkin ve verimli bir şekilde kullanılabiliyor. Bu durum, ekonomik dalgalanmalara karşı kırılganlığı azaltırken, sürdürülebilir büyümenin önünü açıyor.

Ayrıca, teknolojik yatırımlar ve inovasyon odaklı politikalar, Türkiye’nin ekonomik büyüme modelini güçlendiriyor.

Yılmaz’ın ifade ettiği gibi, ekonomiye duyulan güven ve artan dış kaynak girişi, bu sektörlerin gelişimine doğrudan katkı sağlıyor.

Böylece Türkiye, yalnızca niceliksel olarak değil, niteliksel olarak da diğer ülkelerden farklı bir ekonomik performans sergiliyor.

Küresel Riskler ve Türkiye’nin Stratejik Konumu

Dünya ekonomisindeki riskler ve belirsizlikler, ülkelerin ekonomik performanslarını doğrudan etkiliyor. Enerji fiyatlarındaki oynaklık, küresel enflasyon baskıları ve jeopolitik gerginlikler, birçok ülkenin büyümesini yavaşlatırken, Türkiye’nin stratejik ve dengeli yaklaşımı, ülkeyi bu olumsuz etkilerden kısmen koruyor.

Yılmaz’ın açıklamalarında, Türkiye’nin bu ortamda sağladığı olumlu ayrışma, ülkenin ekonomik politikalarının etkinliğine işaret ediyor.

Türkiye’nin bu performansı, yalnızca kısa vadeli büyüme ile sınırlı değil; uzun vadeli ekonomik istikrar ve sürdürülebilirlik açısından da önemli bir gösterge olarak değerlendiriliyor.

Yatırımcı güveninin artması, dış kaynak girişinin yükselmesi ve cari açığın kontrol altına alınması, Türkiye ekonomisinin hem bugünü hem de geleceği için güçlü bir temel oluşturuyor.

Olumlu Ayrışmanın Önemi

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz’ın açıklamaları, Türkiye ekonomisinin 2025 yılı itibarıyla küresel ekonomik eğilimlerden farklı bir yol izlediğini net bir şekilde ortaya koyuyor.

Dengeli büyüme, azalan cari açık, ekonomiye duyulan güven ve artan dış kaynak girişi gibi unsurlar, Türkiye’yi birçok ülkeden ayıran temel faktörler olarak öne çıkıyor.

Bu tablo, yalnızca ekonomik göstergelerin iyileşmesi açısından değil, aynı zamanda Türkiye’nin uluslararası alanda güvenilir bir yatırım ve iş ortamı olarak konumlanması açısından da önem taşıyor.

Yılmaz’ın vurguladığı olumlu ayrışma, Türkiye ekonomisinin hem kısa hem de uzun vadede istikrarlı bir büyüme yolunda ilerlediğinin önemli bir işareti olarak değerlendiriliyor.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, sosyal medya hesabı üzerinden Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından açıklanan kasım ayı ödemeler dengesi verilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Yılmaz, yaptığı paylaşımda, Türkiye’nin cari açığının sürdürülebilir seviyelerde seyrettiğini ve ülke risk priminde gözlemlenen iyileşmenin, hem dış finansman ihtiyacını azalttığını hem de dış finansman maliyetlerini düşürmeye devam ettiğini vurguladı.

Yılmaz, cari işlemler dengesinde kasım ayında 4 milyar dolar açık oluştuğunu, bunun ise büyük ölçüde mevsimsel etkilere bağlı olarak hizmetler kaleminde destekleyici unsurların azalmasından kaynaklandığını belirtti.

Açıklamasında, dış dengenin iyileşmesinin sadece geçici veya yapay bir görünümden ibaret olmadığını, sağlam temellere dayandığını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı, yıllıklandırılmış cari açığın kasım ayı itibarıyla 23,2 milyar dolar olarak gerçekleştiğini belirterek, bunun Orta Vadeli Program (OVP) hedefleri ile uyumlu olduğunu ve ekonominin cari açığının sürdürülebilir seviyelerde olduğunu kaydetti.

Yılmaz, ayrıca altın ve enerji hariç cari işlemler fazlasının yıllık bazda 44,6 milyar dolara ulaştığını ve bunun, Türkiye’nin dış dengedeki iyileşmenin temellerinin güçlü olduğunu gösterdiğini söyledi.

Yılmaz, dünya genelinde devam eden riskler ve belirsizliklere rağmen Türkiye ekonomisinin dengeli bir büyüme kompozisyonu sergileyerek, azalan cari açık, artan ekonomik güven, iyileşen beklentiler ve yükselen dış kaynak girişleri sayesinde 2025 yılı itibarıyla birçok ülkeden pozitif bir şekilde ayrıştığını ifade etti.

Bu bağlamda, doğrudan yabancı yatırımların ocak-kasım döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 27,6 artışla 12,4 milyar dolara ulaştığını ve kasım ayı itibarıyla yıllıklandırılmış değerin 14,4 milyar dolara yükseldiğini aktardı.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı, 2026 yılında dış konjonktürün, büyüme ve enflasyon açısından geçen yıla kıyasla daha elverişli olmasını beklediklerini belirtti.

Ayrıca, yürütülen reformların sonuçlarının görünür hâle gelmesiyle yatırım ortamının desteklenmeye devam edeceğini vurguladı.

Yılmaz, önümüzdeki dönemde temel amaçlarının, cari açığın finansmanında uluslararası yatırımların payını artırmak ve cari açığın bileşiminde daha olumlu bir görünüm elde ederek dış dengedeki iyileşmeyi kalıcı hâle getirmek olduğunu ifade etti.

Bu çerçevede, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, enerjide dışa bağımlılığı azaltan yatırımların önemine işaret etti.

Ayrıca, Ar-Ge odaklı üretim, katma değerli sanayi ve ihracat hamlelerinin, cari işlemler dengesinde yapısal bir dönüşümü sağlayacak stratejik araçlar olarak önemini koruduğunu belirtti.

Bu yatırımlar ve politikaların, Türkiye’nin uzun vadeli ekonomik sürdürülebilirliğini destekleyen temel yapı taşları olduğunu ifade etti.

Yılmaz, Türkiye ekonomisinin yapısal kapasitesine vurgu yaparak, altın ve enerji hariç cari işlemler fazlasının yıllık bazda 44,6 milyar dolara ulaşmasının, dış dengedeki iyileşmenin sağlam temellere dayandığını net bir şekilde gösterdiğini söyledi.

Bu rakamlar, Türkiye’nin sadece dış kaynaklara bağımlı kalmadan, kendi ekonomik dinamikleri ile dış dengesini güçlendirdiğini ortaya koyuyor.

Öte yandan, Cumhurbaşkanı Yardımcısı, dünya ekonomisindeki risk ve belirsizliklerin devam etmesine rağmen Türkiye’nin dengeli büyüme stratejisi sayesinde birçok ülke arasında olumlu bir ayrışma gösterdiğini kaydetti.

Bu olumlu ayrışmada, azalan cari açık, artan yatırımcı güveni ve güçlü dış kaynak girişlerinin belirleyici rol oynadığını vurguladı.

Doğrudan yabancı yatırımların yükselişi de Yılmaz’ın değerlendirmesinde dikkat çekici bir konu oldu. 2025 yılı ocak-kasım döneminde, bu yatırımlar geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 27,6 artış göstererek 12,4 milyar dolara ulaşırken, kasım ayı itibarıyla yıllıklandırılmış değeri 14,4 milyar dolar olarak kaydedildi.

Bu artış, Türkiye’nin uluslararası yatırımcılar nezdindeki cazibesinin güçlendiğini ve dış finansman kaynaklarının çeşitlendiğini gösteriyor.

Yılmaz, 2026 yılında dış konjonktürün geçen yıla kıyasla daha elverişli olmasını beklediklerini belirterek, ekonomide yürütülen reformların etkilerinin görünür hâle gelmesiyle yatırım ortamının desteklenmeye devam edeceğini ifade etti.

Böylece, Türkiye ekonomisinin, hem iç hem dış kaynakları dengeli bir şekilde kullanarak büyümesini sürdürebileceği mesajını verdi.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı ayrıca, önümüzdeki dönemde temel hedeflerinin, cari açığın finansmanında uluslararası yatırımların payını artırmak ve böylece cari açığın bileşiminde daha olumlu bir görünüm elde etmek olduğunu belirtti. Bu hedef, dış dengedeki iyileşmenin kalıcı hâle gelmesi açısından kritik bir öneme sahip.

Enerji yatırımlarına da değinen Yılmaz, dışa bağımlılığı azaltan stratejik enerji projelerinin cari işlemler dengesinde yapısal bir iyileşme sağlamak için önemli olduğunu söyledi.

Bunun yanı sıra, Ar-Ge odaklı üretim ve katma değerli sanayi yatırımlarının, ekonomik büyümenin sürdürülebilirliği ve ihracat potansiyelinin artırılması açısından kritik olduğunu vurguladı.

Son olarak, Yılmaz, Türkiye ekonomisinin mevcut yapısal kapasitesini dikkate alarak, cari açığın sürdürülebilir seviyelerde seyretmesinin, ülkenin makroekonomik istikrarı açısından olumlu bir gösterge olduğunu ifade etti.

Bu süreçte, reformlar, stratejik yatırımlar ve uluslararası yatırımların artırılmasıyla Türkiye’nin ekonomik görünümünü güçlendirmeye devam edeceğini belirtti.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nın açıklamaları, Türkiye’nin cari açık ve dış denge konusunda uzun vadeli ve sürdürülebilir bir iyileşme stratejisi izlediğini ortaya koyuyor.

Yapısal reformlar, stratejik yatırımlar ve uluslararası iş birlikleri, cari işlemler dengesinde kalıcı bir iyileşmenin sağlanması açısından kritik öneme sahip olmaya devam edecek.