Trump’ın Grönland çıkışı Avrupa piyasalarında satış dalgası yarattı
Avrupa borsaları, küresel ölçekte artan jeopolitik risklerin ve belirsizliklerin etkisiyle haftanın ilerleyen saatlerinde satıcılı bir görünüm sergilemeye devam ediyor.
Yatırımcıların risk iştahının zayıflaması, güvenli liman arayışlarının güçlenmesi ve uluslararası siyasi gelişmelerin ekonomik beklentiler üzerinde baskı oluşturması, Avrupa pay piyasalarında negatif fiyatlamaların öne çıkmasına neden oluyor.

Özellikle Orta Doğu ve Doğu Avrupa merkezli jeopolitik gerilimlerin yanı sıra büyük ekonomiler arasındaki diplomatik ve ticari ilişkilerde yaşanan kırılganlıklar, piyasalardaki temkinli duruşu destekleyen başlıca unsurlar arasında yer alıyor.

Avrupa piyasalarında saat 11.40 itibarıyla açıklanan veriler, bu olumsuz havanın geniş tabanlı bir satış dalgasına dönüştüğünü gösteriyor.

Bölge genelinde piyasa performansını yansıtan Stoxx Europe 600 gösterge endeksi, yüzde 1 oranında değer kaybederek 601 puan seviyesine geriledi.

Endeks bünyesinde yer alan sektörlerin büyük bölümünde düşüşler dikkat çekerken, özellikle bankacılık, sanayi ve teknoloji hisselerinde satış baskısının daha belirgin olduğu gözlemleniyor.

Bu durum, yatırımcıların hem ekonomik büyümeye ilişkin endişelerini hem de artan küresel risk algısını fiyatladıklarına işaret ediyor.

Avrupa’nın en önemli finans merkezlerinden biri olan İngiltere’de de borsa endeksleri negatif seyrini sürdürüyor. Londra’da işlem gören FTSE 100 endeksi, yüzde 1,1’lik düşüşle 10.080 puan seviyesine indi.

İngiliz piyasalarında yaşanan bu gerilemede, küresel gelişmelerin yanı sıra ülke ekonomisine ilişkin beklentiler ve sterlin üzerindeki baskılar da etkili oluyor.

Enerji ve finans sektörlerindeki hisselerde görülen satışlar, FTSE 100 endeksindeki düşüşü hızlandıran başlıca faktörler arasında yer alıyor.
Almanya cephesinde ise Avrupa’nın en büyük ekonomisinin gösterge endeksi olan DAX 40, yüzde 1,1 oranında değer kaybederek 24.677 puana geriledi.
Almanya’da sanayi üretimi ve ihracat odaklı şirketlerin endeks üzerindeki ağırlığı dikkate alındığında, küresel talebe yönelik endişelerin ve jeopolitik belirsizliklerin bu piyasada daha sert fiyat hareketlerine yol açtığı görülüyor.
Özellikle otomotiv, makine ve kimya sektörlerindeki hisselerde yaşanan düşüşler, DAX 40 endeksindeki kayıpların temel belirleyicileri arasında bulunuyor.
Fransa’da ise CAC 40 endeksi, yüzde 1’lik gerilemeyle 8.029 puan seviyesinden işlem görüyor. Paris borsasında da yatırımcıların riskten kaçınma eğiliminin öne çıktığı ve savunmacı pozisyonların artırıldığı izleniyor.
Lüks tüketim, sanayi ve finans sektörlerindeki hisselerde görülen satışlar, endeksin aşağı yönlü hareketini desteklerken, piyasalardaki genel görünüm Fransa özelinde de temkinli bir duruşa işaret ediyor.
Analistler, Avrupa borsalarındaki bu negatif seyrin yalnızca bölgesel faktörlerle sınırlı olmadığını, küresel ölçekte yaşanan gelişmelerin de fiyatlamalar üzerinde belirleyici görev aldığını ifade ediyor.
Jeopolitik risklerin artması, yatırımcıların daha güvenli varlıklara yönelmesine neden olurken, hisse senedi piyasalarından çıkışların hız kazanmasına yol açabiliyor.
Buna ek olarak, küresel büyüme görünümüne ilişkin belirsizlikler, merkez bankalarının para politikalarına dair beklentiler ve emtia fiyatlarındaki dalgalanmalar da Avrupa piyasaları üzerinde baskı oluşturan diğer unsurlar arasında sayılıyor.
Özellikle ABD Merkez Bankası (Fed) ve Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) faiz politikalarına ilişkin beklentiler, yatırımcıların portföy tercihlerini şekillendirmeye devam ediyor.
Yüksek faiz ortamının uzun süre korunabileceğine yönelik algı, şirketlerin finansman maliyetlerini artırabileceği endişesiyle hisse senetleri üzerinde baskı yaratıyor.
Bu durum, Avrupa borsalarında görülen satışların arka planında yer alan önemli makroekonomik faktörlerden biri olarak öne çıkıyor.
Piyasa uzmanları, kısa vadede Avrupa borsalarında dalgalı ve temkinli seyrin devam edebileceğini belirtiyor.
Jeopolitik gelişmelere ilişkin haber akışının, endeksler üzerinde belirleyici olmaya devam edeceği vurgulanırken, yatırımcıların risk yönetimine daha fazla önem verdikleri ifade ediliyor.
Ayrıca, açıklanacak makroekonomik verilerin ve şirket bilançolarının da piyasalardaki yön arayışında etkili olacağı öngörülüyor.
Avrupa pay piyasaları, devam eden jeopolitik risklerin ve küresel belirsizliklerin gölgesinde negatif bir görünüm sergiliyor.
Stoxx Europe 600, FTSE 100, DAX 40 ve CAC 40 endekslerinde görülen düşüşler, yatırımcıların temkinli duruşunu ve riskten kaçınma eğilimini net bir şekilde ortaya koyuyor.
Önümüzdeki süreçte, hem küresel siyasi gelişmelerin hem de ekonomik verilerin piyasalar üzerindeki etkisinin yakından izlenmesi beklenirken, Avrupa borsalarında yönün bu faktörlere bağlı olarak şekillenmeye devam edeceği değerlendiriliyor.
Avrupa borsalarında haftanın ilk işlem günlerinde satış baskısının belirginleştiği görülürken, artan jeopolitik riskler ve ticaret politikalarına ilişkin belirsizlikler yatırımcıların temkinli bir duruş sergilemesine neden oluyor.
Özellikle ABD ile Avrupa ülkeleri arasında son dönemde tırmanan siyasi gerilimler, risk algısının yükselmesine ve hisse senedi piyasalarında kayıpların derinleşmesine yol açıyor.
Bu çerçevede İtalya’da FTSE MIB 30 endeksi günü yüzde 1,1 oranında düşüşle 44.648 puan seviyesinde sürdürürken, İspanya’da IBEX 35 endeksi de benzer şekilde yüzde 1,1’lik değer kaybıyla 17.469 puan düzeyinde işlem görüyor.
Avrupa’nın güneyinde yoğunlaşan bu kayıplar, küresel ölçekte artan belirsizliklerin bölge piyasalarına yansıması olarak değerlendiriliyor.
Piyasalardaki bu olumsuz seyirde, ABD Başkanı Donald Trump’ın son açıklamalarının etkisi öne çıkıyor. Trump’ın, ABD’nin Grönland’ı satın alma girişimine karşı çıkan Avrupa ülkelerine yönelik gümrük vergileri uygulayacağını duyurması, transatlantik ilişkilerde yeni bir gerilim hattı oluşturdu.
Söz konusu açıklamada, ABD’nin bu politikaya karşı çıkan sekiz Avrupa ülkesini hedef alacağı ifade edilirken, bu durum Avrupa Birliği ve NATO ülkeleri arasında ciddi endişelere neden oldu.
Artan ticari ve jeopolitik risklerin, Avro Bölgesi genelinde belirsizliği belirgin biçimde artırdığına dikkat çeken analistler, yatırımcıların riskten kaçınma eğilimine yöneldiğini vurguluyor.
Özellikle ABD ile Avrupa arasındaki ticari ilişkilerin yeniden gerilimli bir sürece girmesi, büyüme beklentileri ve dış ticaret dengeleri üzerinde baskı yaratabileceği endişelerini beraberinde getiriyor.
Trump’ın Grönland konusundaki açıklamaları, yalnızca ticaret politikalarıyla sınırlı kalmayıp, güvenlik ve egemenlik tartışmalarını da yeniden gündeme taşıdı.
ABD’yi Avrupa Birliği ve NATO ülkeleriyle karşı karşıya getiren bu ilhak girişimi hakkında NBC’ye değerlendirmelerde bulunan Trump, Grönland’ı ele geçirmek için askeri güç kullanıp kullanmayacağı yönündeki soruya net bir yanıt vermekten kaçınarak, “Yorum yok.” ifadesini kullandı. Bu muğlak tutum, uluslararası kamuoyunda endişelerin artmasına neden oldu.
Öte yandan Trump, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile Grönland meselesi hakkında “çok iyi” bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini belirtti.
Görüşmenin içeriğine ilişkin ayrıntılar paylaşılmazken, tarafların konuyu diplomatik kanallar üzerinden ele almaya çalıştıkları izlenimi verildi.
Trump ayrıca, İsviçre’nin Davos kentinde, farklı ülkelerden temsilcilerin katılımıyla bir toplantı düzenlenmesini kabul ettiğini ifade etti.
Bu toplantının, Grönland’ın statüsü ve küresel güvenlik açısından önemi üzerine görüş alışverişi yapılması amacıyla planlandığı belirtiliyor.
Trump, daha önce de kamuoyuna açık şekilde dile getirdiği gibi, Grönland’ın hem ABD’nin ulusal güvenliği hem de küresel güvenlik dengeleri açısından kritik bir öneme sahip olduğunu vurguladı.
Bu açıklamalar, ABD’nin Arktik bölgesine yönelik stratejik ilgisinin artarak sürdüğüne işaret ederken, Avrupa ülkeleri açısından egemenlik ve bölgesel istikrar konularında yeni tartışmaları da beraberinde getiriyor.
Jeopolitik gelişmelerin yanı sıra makroekonomik veriler de yatırımcıların yakın takibinde yer alıyor. Avrupa piyasalarında fiyatlamalar üzerinde etkili olan ekonomik göstergeler, bölge ekonomilerinin mevcut durumu ve geleceğe yönelik beklentiler hakkında önemli sinyaller veriyor.
Bu kapsamda Almanya’da açıklanan Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) verileri dikkat çekti. Aralık 2025 dönemine ilişkin veriler, ÜFE’nin yıllık bazda yüzde 2,5 oranında gerilediğini ortaya koydu.
Aylık bazda ise üretici fiyatlarında yüzde 0,2’lik bir düşüş kaydedildi. Bu veriler, Almanya’da üretim maliyetleri üzerindeki baskının azaldığına işaret ederken, enflasyonist eğilimlerin zayıfladığı şeklinde yorumlandı.
Analistler, üretici fiyatlarındaki bu gerilemenin, tüketici enflasyonu üzerinde de aşağı yönlü bir etki yaratabileceğini ve Avrupa Merkez Bankası’nın para politikası kararlarında dikkate alınabileceğini belirtiyor.
Ancak küresel belirsizlikler ve enerji fiyatlarındaki oynaklık nedeniyle, enflasyon görünümüne ilişkin risklerin tamamen ortadan kalkmadığı da vurgulanıyor.
İngiltere cephesinde ise iş gücü piyasasına ilişkin veriler öne çıktı. Kasım 2025’e kadar olan üç aylık dönemi kapsayan veriler, ülkede işsizlik oranının yüzde 5,1 seviyesinde sabit kaldığını gösterdi.
İşsizlik oranındaki bu durağan seyir, iş gücü piyasasında belirgin bir bozulma olmadığına işaret etse de, ekonomik aktivitedeki yavaşlama sinyalleri dikkat çekiyor.
İngiltere Merkez Bankası’nın (BoE) yakından izlediği göstergelerden biri olan ikramiyeler hariç düzenli maaşlardaki yıllık ücret artışı da aynı dönemde gerileme kaydetti.
Buna göre, ücret artış hızı yüzde 3,6 seviyesine düşerek önceki dönemlere kıyasla zayıflama gösterdi. Bu durum, enflasyonist baskıların ücret kanalı üzerinden hafiflediğine işaret ederken, BoE’nin para politikası duruşu açısından önemli bir veri olarak değerlendiriliyor.
Piyasa uzmanları, ücret artışlarındaki yavaşlamanın, İngiltere Merkez Bankası’nın faiz politikalarına ilişkin beklentileri etkileyebileceğini ifade ediyor.
Ancak küresel gelişmeler ve jeopolitik risklerin, merkez bankalarının karar alma süreçlerinde belirleyici olmaya devam edeceği de vurgulanıyor.
Günün geri kalanında yatırımcıların odağında hem siyasi hem de ekonomik gelişmeler yer almayı sürdürecek.
Analistler, Avro Bölgesi’nde açıklanacak cari işlemler dengesi verilerinin, bölgenin dış ticaret performansına ilişkin önemli ipuçları sunacağını belirtiyor.
Bunun yanı sıra BoE Başkanı Andrew Bailey’in yapacağı konuşmanın, İngiltere’nin para politikası görünümüne dair sinyaller açısından yakından izleneceği ifade ediliyor.
Ayrıca Almanya ve Avro Bölgesi genelinde açıklanacak ZEW Ekonomik Güven Endeksi verilerinin, yatırımcı ve analistlerin ekonomik beklentilerini yansıtması açısından önem taşıdığı belirtiliyor.
Söz konusu endekslerde görülebilecek olası değişimlerin, Avrupa piyasalarında kısa vadeli fiyatlamalar üzerinde etkili olabileceği değerlendiriliyor.
Genel olarak bakıldığında, Avrupa borsalarında yaşanan değer kayıplarının arkasında hem jeopolitik gerilimlerin hem de küresel ekonomik belirsizliklerin etkili olduğu görülüyor.
ABD ile Avrupa arasındaki siyasi ve ticari ilişkilerin seyri, önümüzdeki dönemde piyasaların yönü üzerinde belirleyici olmaya devam edecek gibi görünüyor.