HSBC’den Türkiye uyarısı: Enflasyon yüksek, hisseler fırsat sunuyor
HSBC, Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmesinde temkinli iyimserliğini sürdürürken, enflasyonla mücadele sürecinin uzun soluklu ve aşamalı olacağına dikkat çekti.
Kurum, mevcut para politikası duruşunun makroekonomik istikrarı desteklediğini belirtirken, fiyat istikrarına dönüşün kısa vadede değil, orta vadede mümkün olabileceğini vurguladı.
Bankaya göre, enflasyonun tek haneli seviyelere gerilemesi 2028 yılından önce oldukça düşük bir ihtimal olarak öne çıkıyor.
HSBC Global Investment Research tarafından yayımlanan raporda, Türkiye ekonomisinin son dönemde daha sağlam bir makroekonomik zemin üzerine oturduğu ifade edildi.
Raporda, iç ve dış belirsizliklere rağmen ekonomik dayanıklılığın arttığı, özellikle para ve maliye politikalarında uygulanan daha ortodoks yaklaşımın piyasa güvenini güçlendirdiği kaydedildi.
Bununla birlikte, siyasi gelişmeler ve jeopolitik risklerin halen yüksek seviyelerde seyrettiği, ancak son dönemde oluşturulan politika tamponlarının bu riskleri kısmen dengeleyebilecek kapasiteye ulaştığı belirtildi.
Kurum, Türk Lirası varlıklarına yönelik genel yaklaşımında belirgin bir değişiklik yapmazken; TL, yerel faizler ve Türk hisse senetleri konusunda yapıcı duruşunu koruduğunu açıkça ortaya koydu.
HSBC’ye göre, mevcut ekonomik çerçeve, dalgalanmalara açık olmakla birlikte, yatırımcılar için orta vadeli fırsatlar sunmaya devam ediyor.
Dezenflasyon Süreci Yavaş Ama İstikrarlı İlerleyecek
Raporda yer alan projeksiyonlara göre, 2025 yılında Türkiye ekonomisi hem iç dinamiklerden hem de küresel gelişmelerden kaynaklanan şoklara rağmen görece dirençli bir performans sergiliyor.
2026 yılına gelindiğinde ise, büyümenin devam ettiği ancak enflasyondaki düşüş hızının daha sınırlı kaldığı bir görünüm öne çıkıyor.
HSBC ekonomistleri, bu dönemde güçlü ekonomik aktivite ile kademeli bir dezenflasyon sürecinin eş zamanlı olarak yaşanacağını öngörüyor.
Banka, 2026 yılının sonunda tüketici enflasyonunun yaklaşık yüzde 20 seviyelerine gerilemesini bekliyor. Bu senaryonun gerçekleşmesi halinde, Merkez Bankası’nın yıl geneline yayılan toplam 1.150 baz puanlık faiz indirimi için alan kazanabileceği ifade ediliyor.
Ancak raporda özellikle vurgulanan nokta, bu faiz indirimlerinin hızlı değil, kontrollü ve piyasa dengelerini gözeten bir çerçevede gerçekleşeceği yönünde.
HSBC’ye göre, Türkiye açısından “normal” kabul edilen ve yaklaşık yüzde 10 seviyesinde seyreden bir enflasyon ortamına dönüş, kısa vadede mümkün görünmüyor.
Bu seviyelere ulaşılmasının, mevcut koşullar altında ancak 2028 sonrasında gündeme gelebileceği değerlendiriliyor.
Dolar/TL Beklentisi: Sınırlı Reel Değerlenme
HSBC’nin döviz strateji ekibi, Türk Lirası’na ilişkin tahminlerini de raporda paylaştı. Buna göre, dolar/TL kurunun yıl sonunda 48 seviyesine yaklaşması bekleniyor.
Kurum, bu öngörünün yüksek enflasyon ortamına rağmen TL’de sınırlı da olsa reel bir değerlenmeye işaret ettiğini belirtiyor.
Raporda, enflasyonun halen yüzde 30’un üzerinde seyrettiği bir ekonomide, kurun bu seviyelerde dengelenmesinin, uygulanan sıkı para politikasının ve sermaye girişlerinin bir sonucu olduğu ifade ediliyor.
HSBC, döviz piyasasında ani ve sert hareketler beklemezken, kurun daha çok kontrollü ve kademeli bir seyir izleyeceği görüşünü paylaşıyor.
Türk Hisseleri İçin Ağırlığını Artır Tavsiyesi Sürüyor
HSBC, Türkiye hisse senedi piyasasına yönelik olumlu yaklaşımını koruyarak, “ağırlığını artır” (overweight) tavsiyesini yineledi.
Banka, enflasyonun zirve seviyelerden geri çekilmeye başlaması ve faiz indirimlerinin gündeme gelmesiyle birlikte, hisse senedi piyasasında kayda değer bir yeniden değerleme potansiyeli oluştuğunu düşünüyor.
Faiz oranlarındaki düşüşün, şirketlerin özkaynak maliyetlerini aşağı çekeceği ve bu durumun hisse değerlemeleri üzerinde güçlü bir destekleyici etki yaratacağı vurgulanıyor.
HSBC’ye göre, mevcut durumda Türk hisseleri, diğer gelişmekte olan ülke piyasalarına kıyasla tarihsel olarak oldukça düşük çarpanlarla işlem görüyor. Bu da orta vadede yukarı yönlü potansiyelin yüksek olduğuna işaret ediyor.
Raporda, yılbaşından bu yana hisse senedi piyasasına yaklaşık 1,5 milyar dolarlık yabancı girişinin gerçekleştiği bilgisi paylaşıldı.
Geçtiğimiz yılın tamamında bu rakamın 2,3 milyar dolar olduğu hatırlatılarak, son dönemde yatırımcı ilgisinin belirgin şekilde hız kazandığına dikkat çekildi.
Tahvil Piyasasında da Yabancı İlgisi Artıyor
HSBC raporunda, yalnızca hisse senetleri değil, yerel tahvil piyasası için de olumlu bir tablo çizildi. Gelişmekte olan ülke varlıklarına yönelik risk iştahının artmasıyla birlikte, Türkiye’nin bu süreçten pozitif ayrıştığı ifade edildi.
Ocak ayında yabancı girişlerinin hız kazandığı, yılbaşından bu yana yerel borçlanma araçlarına yaklaşık 1,2 milyar dolarlık yabancı sermaye girişi olduğu belirtildi.
2025 yılının geneline bakıldığında ise, bu tutarın 2,9 milyar dolar seviyesinde gerçekleştiği kaydedildi. HSBC, bu eğilimin korunması halinde, Türkiye’nin finansman koşullarının daha da iyileşebileceğini öngörüyor.
Yatırım Hikâyesinin Yönü Kritik Olacak
Raporda, 2026 ve sonrasında Türkiye’ye yönelik yatırım algısının nasıl şekilleneceğinin büyük önem taşıdığına dikkat çekildi.
HSBC’ye göre, mevcut durumda Türkiye büyük ölçüde bir “carry trade” hikâyesi üzerinden fiyatlanıyor. Ancak orta ve uzun vadede asıl belirleyici unsurun, bu hikâyenin dezenflasyon süreci ve ardından yapısal dönüşüm temasıyla desteklenip desteklenemeyeceği olacağı vurgulanıyor.
Kurum, para politikasında izlenen ortodoks çizgiye duyulan güvenin arttığını belirtmekle birlikte, kalıcı ve sürdürülebilir bir dönüşüm için daha cesur ve kapsamlı yapısal reform adımlarına ihtiyaç duyulduğunu ifade ediyor.
Bankacılık Sektörü Öne Çıkıyor, Jeopolitik Fırsatlar Dikkat Çekiyor
HSBC’ye göre, makroekonomik normalleşmeden en fazla fayda sağlayacak sektörlerin başında bankacılık geliyor.
Faiz indirimlerinin mevduat maliyetlerine kredi faizlerinden daha hızlı yansımasının, bankaların net faiz marjlarını olumlu etkilemesi bekleniyor.
Bu durumun, bankacılık sektöründe kârlılığı ve hisse başına kazanç büyümesini destekleyeceği öngörülüyor.
Öte yandan raporda, Türkiye’nin jeopolitik ve stratejik konumunun piyasalarda henüz tam anlamıyla fiyatlanmadığı görüşü dile getiriliyor.
Suriye, Gazze, Ukrayna ve Lübnan gibi bölgelerde olası yeniden inşa süreçlerinde Türkiye’nin önemli bir görev üstlenebileceği, bunun da özellikle çimento, sanayi ve enerji sektörlerinde yukarı yönlü sürprizler yaratabileceği değerlendiriliyor.
HSBC, tüm bu unsurların bir araya gelmesi halinde, Türkiye’nin yatırım hikâyesinin önümüzdeki yıllarda daha güçlü ve çok boyutlu bir zemine oturabileceği görüşünü paylaşıyor.