MediaMarkt, etiket oyununu ortaya çıkaran gazeteciye dava açtı! "Bunu Almanya'da yapabilir misin?"
Elektronik perakendecisi MediaMarkt, ünlü gazeteci Remzi Özdemir'in yazdığı etiket oyunu haberine dava açtı.
Ticaret Bakanlığı Fiyat Etiketi Yönetmeliğine göre perakende satışa sunulan ürünlerde fiyat, üretim yeri ve ayırıcı özelliklerin şeffaf, okunabilir ve TL cinsinden etikette yer almasını zorunlu kılar. Etiketlerin kasadaki fiyatla aynı olması, yanıltıcı olmaması ve kolayca görülmesi gerekmektedir.
Gazeteci Remzi Özdemir'in yazısına göre bir okuyucu, İstanbul Marmara Forum’daki MediaMarkt mağazasında 90 bin liralık Apple marka monitörün 50 bin 499 liraya indiğini görünce almak istemiş. Ancak stand görevlileri "satamayız" diyerek ürünü vermemiş.
Gazeteci Özdemir olayla ilgili Yeniçağ gazetesindeki köşesinde şunları yazdı;
Cuma günü elime ilginç bir mahkeme tebligatı geçti. Gönderen, İstanbul Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi.
Davacı ise Türkiye’de faaliyet gösteren MediaMarkt Turkey Ticaret Limited Şirketi. Yani herkesin bildiği Alman teknoloji perakendecisi markanın Türkiye’deki şirketi.
Davanın nedeni ise birkaç ay önce yaptığım bir haber.
Kasım ayında, İstanbul Marmara Forum’daki MediaMarkt mağazasında dikkat çekici bir durumla karşılaştım.
Bir okuyucum, mağazada sergilenen bir monitörün önünde 50.499 TL’lik kırmızı indirim etiketi bulunduğunu, ancak ürünü satın almak istediğinde mağaza görevlilerinin “satamayız” dediğini aktardı. Oysa ürünün normal fiyatı yaklaşık 90 bin lira civarındaydı.
Okuyucumun iddiasını yerinde görmek için mağazaya gittim. Apple standında söz konusu monitörün önünde gerçekten de 50.499 TL’lik kırmızı etiket duruyordu. Üstelik etikete göre ürünü alanlara ayrıca yaklaşık %10 değerinde puan verileceği yazıyordu.
Satış görevlisine sordum:
“Bu ürünün fiyatı bu mu?”
“Evet” yanıtını aldım.
“Peki ben alıyorum” dediğimde cevap değişti:
“Biz bunu satamayız.”
O noktada doğal olarak şu soruyu sordum: Eğer satılmayacaksa bu fiyat etiketi neden orada? Aldığım yanıt ise net bir açıklama içermiyordu.
Üstelik bu etiketin yalnızca o gün değil, Kasım ayındaki kampanya döneminin önemli bir kısmında orada kaldığını öğrendim. Yani mağazaya gelen çok sayıda tüketici aynı etiketi görmüş, ancak ürünü o fiyattan satın alamamıştı.
Durumu fotoğraflarla belgeledim ve haber yaptım. Yazımda, Türkiye’de Ticaret Bakanlığı’nın özellikle indirim kampanyaları ve yanıltıcı etiketler konusunda ciddi denetimler yürüttüğünü hatırlatarak, uluslararası bir markanın bu tür uygulamalarla anılmasının yanlış olduğunu vurguladım.
Aradan yaklaşık dört ay geçti ve bana mahkeme tebligatı geldi.
MediaMarkt, haberimin erişime engellenmesini talep ediyor. Bununla da kalmamış; bir bilirkişi raporu hazırlatılmış ve bu süreç için 18 bin lira ödeme yapılmış. Şirket, söz konusu masrafı ve diğer mahkeme giderlerini de benden talep ediyor.
İşin dikkat çekici tarafı şu: Davada haberin yanlış olduğu iddia edilmiyor. Zaten ortada fotoğraflar var, etiket var, ürün var. Tartışma “haberin markaya zarar verdiği” ve “haksız rekabete neden olduğu” iddiası üzerine kurulmuş.
Burada bir noktayı özellikle belirtmek gerekir. Ben bir gazeteciyim. 35 yıldır gazetecilik yapıyorum. Herhangi bir perakende şirketiyle rekabet eden bir satıcı değilim.
Bir gazetecinin belgeye dayalı bir haberi nasıl “haksız rekabet” oluşturur, doğrusu bu da ayrı bir tartışma konusu.
Mahkeme süreci elbette kendi yolunda ilerleyecek. Ancak ben MediaMarkt Türkiye yönetimine çok basit bir soru sormak istiyorum:
Aynı etiket uygulaması Almanya’daki bir MediaMarkt mağazasında yapılabilir mi?
Varsayalım ki böyle bir etiket yanlışlıkla kondu. Almanya’da bunun sonucu ne olur?
Orada tüketici hukuku oldukça nettir: Eğer raf fiyatı ile satış fiyatı arasında bir çelişki varsa, çoğu durumda tüketicinin gördüğü fiyat esas alınır veya işletme ciddi yaptırımlarla karşılaşır.
Yanıltıcı fiyatlandırma Avrupa Birliği tüketici mevzuatında açık biçimde düzenlenmiş bir konudur.
Dolayısıyla asıl tartışılması gereken mesele şu: Aynı marka kendi ülkesinde uygulayamayacağı bir yöntemi başka bir ülkede uygulayabilir mi?
Gazetecileri dava etmek elbette her şirketin hukuki hakkıdır. Ancak bir markanın itibarı mahkeme kararlarıyla değil, tüketiciye karşı şeffaf ve dürüst davranmasıyla korunur.
Kaldı ki bu konu yalnızca benim meselem değil. Eğer ortada tüketiciyi yanıltan bir uygulama varsa, bu aynı zamanda Ticaret Bakanlığı’nın da incelemesi gereken bir konudur.
Fotoğraflar ortada. Etiket ortada.
Bu nedenle sorular da ortada duruyor.
MediaMarkt Türkiye önce bu etiketi açıklamak zorunda.
Daha da önemlisi şu soruya yanıt vermek zorunda:
Almanya’da yapamayacağınız bir uygulamayı Türkiye’de yapabilir misiniz?
Ben bu konunun peşini bırakmayacağım. Çünkü mesele bir gazeteciye açılan dava değil; mesele tüketicinin gördüğü fiyatın gerçek olup olmadığıdır.